Türkiye eğitim tarihinde zaman zaman siyasi, hukuki ve idari kararların gölgesinde kalan üniversiteler gördük. Ancak İstanbul Bilgi Üniversitesi hakkında alınan faaliyet izninin kaldırılması kararı, yalnızca bir yükseköğretim kurumunun kapatılması olarak değerlendirilemez. Bu karar aynı zamanda binlerce öğrencinin, akademisyenin ve ailenin geleceğine ilişkin ciddi soru işaretlerini de beraberinde getirmiştir.
22 Mayıs 2026 tarihinde Resmî Gazete'de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile İstanbul Bilgi Üniversitesi'nin faaliyet izni kaldırıldı. Kararın gerekçesi olarak, üniversitenin kurucu vakfına mahkeme tarafından kayyım atanması ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun Ek 11'inci maddesi gösterildi.
Ancak burada sorulması gereken temel soru şudur:
Bir üniversite neden kapatılır ve bunun bedelini kim öder?
Üniversite mi Suçlu, Öğrenci mi?
Devletin hukuk çerçevesinde aldığı her kararın bir dayanağı vardır. Eğer kurucu vakıf hakkında yürütülen soruşturmalar ve kayyım süreci sonucunda böyle bir karar alınmışsa, elbette bunun hukuki gerekçeleri bulunmaktadır.
Ancak eğitim kurumları sıradan ticari işletmeler değildir.
Bir fabrikayı kapattığınızda üretim durabilir.
Bir şirketi tasfiye ettiğinizde ticari faaliyet sona erebilir.
Fakat bir üniversiteyi kapattığınızda, doğrudan insanların hayatlarına müdahale etmiş olursunuz.
Bilgi Üniversitesi'nde eğitim gören öğrencilerin büyük çoğunluğu ne soruşturmaların tarafıdır ne de üniversitenin yönetim süreçlerinde söz sahibidir.
Buna rağmen bugün en büyük endişeyi yaşayan kesim öğrencilerdir.
YÖK "Mağduriyet Olmayacak" diyor
Yükseköğretim Kurulu yaptığı açıklamada öğrencilerin ve akademik-idari personelin mağdur edilmeyeceğini, eğitim faaliyetlerinin kesintisiz sürdürülmesi için gerekli tedbirlerin alındığını duyurdu. Ayrıca detayların önümüzdeki günlerde açıklanacağını bildirdi.
Bu açıklama önemli.
Çünkü kamuoyunda oluşan ilk tepki, "Öğrenciler ne olacak?" sorusu etrafında şekillendi.
Ancak mağduriyet yalnızca öğrencinin okuluna devam edebilmesiyle ölçülemez.
Bir öğrencinin;
- Akademik çevresi,
- Bölüm yapısı,
- Laboratuvar imkanları,
- Uluslararası değişim programları,
- Bursları,
- Sosyal çevresi,
- Kariyer planları
bir gecede değişebilmektedir.
Bir öğrenciyi başka bir üniversiteye aktarmak teknik olarak mümkün olabilir.
Fakat o öğrencinin kaybettiği aidiyet duygusunu, akademik ekosistemi ve yıllar boyunca oluşturduğu kariyer planını aynı hızla geri vermek mümkün değildir.
Bu öğrenciler neden özel üniversite seçmiş, yıllık akıl almayacak ücretler ödemiş...
Neden... Daha iyi eğitim alabilmek için.
Yoksa baştan devlet üniversitesi seçer, aileler bu kadar ekonomik sıkıntılara girmezdi.
Asıl Sorun Güven Meselesi
Bugün yalnızca Bilgi Üniversitesi öğrencileri değil, Türkiye'deki bütün vakıf üniversitesi öğrencileri aynı soruyu soruyor:
"Benim üniversitem yarın aynı durumla karşılaşır mı?"
İşte asıl sorun burada başlıyor.
Yükseköğretim sistemi sadece diploma dağıtan bir mekanizma değildir.
Güven üzerine kurulu bir yapıdır.
Öğrenci üniversite tercihi yaparken dört ya da beş yıllık bir gelecek planı yapar.
Aileler ciddi ekonomik fedakarlıklarda bulunur.
Üniversiteler uluslararası iş birlikleri kurar.
Bir kurumun kapanması yalnızca o kurumun değil, yükseköğretim sisteminin tamamının güven algısını etkiler.
Sosyal Medyada Yükselen Endişe
Kararın ardından sosyal medya ve öğrenci platformlarında yoğun tartışmalar yaşandı. Bazı öğrenciler eğitimlerinin nasıl devam edeceğini sorgularken, bazıları ise bölüm ve kampüs değişikliklerinin yaratacağı belirsizliklerden duydukları kaygıyı dile getirdi. Öğrenciler arasında özellikle "eğitim hakkının korunması" talebi öne çıktı.
Bu tepkiler, olayın yalnızca hukuki bir işlem olmadığını gösteriyor.
Kararın insani boyutu da bulunuyor.
Devletin Sorumluluğu Daha Yeni Başlıyor
Faaliyet izninin kaldırılması kararıyla devletin görevi sona ermiyor.
Asıl görev şimdi başlıyor.
Öğrencilerin eğitim haklarının eksiksiz korunması, bursların devam etmesi, akademik kadroların mağdur edilmemesi ve diplomaların uluslararası geçerliliğinin güvence altına alınması gerekiyor.
Aksi halde ortaya çıkacak zarar yalnızca bir üniversitenin kapanması değil, Türkiye'nin yükseköğretim sistemine duyulan güvenin zedelenmesi olacaktır.
Son Söz
İstanbul Bilgi Üniversitesi kararı hukukçular tarafından uzun süre tartışılacaktır.
Ancak eğitim açısından bakıldığında mesele çok daha nettir.
Bir üniversiteyi kapatabilirsiniz.
Binaları devredebilir, tabelaları indirebilir, yönetimleri değiştirebilirsiniz.
Fakat gençlerin gelecek kaygısını ortadan kaldırmak çok daha zordur.
Bugün verilmesi gereken en önemli mesaj şudur:
Hiçbir öğrenci, kendisinin tarafı olmadığı süreçlerin mağduru olmamalıdır.
Çünkü eğitim, siyasi ya da idari tartışmaların üzerinde tutulması gereken temel bir haktır.
Murat Aydın
Eğitimin Sözcüsü
egitiminsozcusu.com





