103 YILLIK CUMHURİYET: BİR MİLLETİN DÜNYAYA İLAN ETTİĞİ İRADE!
Murat AYDIN
Murat Aydın | Gazeteci-Yazar
Yarın 29 Ekim… Bir milletin esareti reddederek kendi kaderini eline aldığı, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu bütün dünyaya ilan ettiği günün 103. yıl dönümünü kutlayacağız. Peki, bize emanet edilen Cumhuriyet’i geçmişin gururuyla anarken geleceğe ne kadar hazırlıyoruz?
Yarın Türkiye’nin dört bir yanında bayraklar dalgalanacak. Meydanlarda marşlarımız yankılanacak, çocuklarımız ellerinde Türk bayraklarıyla Cumhuriyet coşkusunu yaşayacak. Anıtkabir’de, okullarda, caddelerde, köylerde ve şehirlerde aynı duygu buluşacak: Cumhuriyet!
29 Ekim 1923’te ilan edilen Türkiye Cumhuriyeti, yarın 103 yaşına giriyor.
Ancak Cumhuriyet’in anlamı, takvim yapraklarında bir yılın daha geride bırakılmasından çok daha büyüktür. Bu tarih; bağımsızlığın, millî iradenin, eşit yurttaşlığın ve bir milletin kendi geleceğini belirleme hakkının simgesidir.
Cumhuriyet, Türk milletinin dünyaya verdiği bir söz olduğu kadar, kendi kendisine verdiği bir sözdür.
BİR İMPARATORLUĞUN KÜLLERİNDEN DOĞAN YENİ BİR DEVLET
Türk milleti, tarih boyunca farklı coğrafyalarda devletler kurdu; Asya’dan Avrupa’ya uzanan geniş bir alanda siyaseti, ticareti, kültürü ve medeniyet ilişkilerini etkiledi. Bu uzun tarih, yalnızca fetihlerden ibaret değildi. Aynı zamanda devlet kurma geleneğinin, toplumsal örgütlenmenin ve farklı toplumlarla kurulan ilişkilerin tarihiydi.
Fakat her tarihî dönem gibi bu yolculuğun da yükselişleri, kırılmaları ve ağır bedelleri vardı.
Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Osmanlı Devleti dağıldı. Anadolu işgal tehdidiyle karşı karşıya kaldı. Türk milleti, geleceğinin başkalarının kararlarına bırakılmasını kabul etmedi.
Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde başlayan Millî Mücadele, yalnızca askerî bir bağımsızlık savaşı değildi. Aynı zamanda bir milletin kendi varlığına ve geleceğine sahip çıkma mücadelesiydi.
Samsun’dan Ankara’ya uzanan yol; kongrelerle, cephelerle, fedakârlıklarla ve büyük kayıplarla aşıldı. Sakarya’da, Dumlupınar’da ve Anadolu’nun dört bir yanında verilen mücadele, bağımsızlık iradesinin tarihî ifadesine dönüştü.
23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldı. Millî egemenliğin kurumsal temeli atıldı. 29 Ekim 1923’te ise Cumhuriyet ilan edildi.
Böylece devletin yönetim biçimi değişirken, egemenliğin kaynağı da açıkça ortaya konuldu: Millet.
Cumhuriyet’in tarihî önemi tam da burada yatıyor. Bir millet, kendi kaderini tayin etme hakkını yalnızca savaş meydanlarında savunmakla kalmadı; bu hakkı devletin temel yönetim ilkesine dönüştürdü.
ATATÜRK’ÜN MİRASI: BAĞIMSIZLIK KADAR AKIL VE BİLİM
Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet’i ilan etmekle yetinmedi. Yeni devletin çağdaş dünyada ayakta kalabilmesi için eğitimden hukuka, ekonomiden kültüre kadar geniş bir dönüşüm sürecini başlattı.
Eğitimin yaygınlaştırılması, hukuk düzeninin yeniden kurulması, kadınların toplumsal ve siyasal hayata katılımının genişletilmesi, bilimin ve akılcı düşüncenin öne çıkarılması bu dönüşümün temel başlıkları arasındaydı.
Elbette Cumhuriyet’in 103 yıllık yolculuğu sorunsuz geçmedi. Ekonomik güçlükler, siyasi krizler, darbeler, toplumsal gerilimler ve demokrasi tartışmaları yaşandı. Türkiye, zaman zaman ağır sınavlarla karşı karşıya kaldı.
Ancak bütün bu dönemler, Cumhuriyet’in temel değerlerini yeniden düşünmenin ve demokratik kurumları güçlendirmenin önemini de ortaya koydu.
Atatürk’ün mirasını yaşatmak, yalnızca onun fotoğrafını duvarlara asmak veya sözlerini törenlerde tekrarlamak değildir.
Asıl mesele; aklı ve bilimi rehber edinmek, eğitimin niteliğini yükseltmek, hukukun üstünlüğünü korumak, fırsat eşitliğini geliştirmek ve çocuklara daha özgür bir gelecek hazırlamaktır.
Çünkü çağdaş uygarlık hedefi, tamamlanmış bir iş değil, sürekli ilerlemeyi gerektiren bir yolculuktur.
TÜRKİYE’NİN DÜNYADAKİ YERİ: TARİHTEN GELEN GÜÇ, GELECEĞE UZANAN SORUMLULUK
Türkiye, Avrupa ile Asya’nın kesişiminde, Karadeniz, Ege ve Akdeniz arasında stratejik bir konuma sahip. Bu coğrafya, tarih boyunca ülkemizi uluslararası ilişkilerin önemli merkezlerinden biri hâline getirdi.
Türkiye’nin dünya üzerindeki etkisini yalnızca askerî gücüyle veya coğrafi konumuyla açıklamak mümkün değil.
Diplomasi, sanayi, tarım, savunma teknolojileri, enerji, turizm, kültür, spor ve insani yardımlar da bu etkinin farklı boyutlarını oluşturuyor.
Türkiye’nin NATO üyeliği, bölgesel güvenlikteki rolü, Türk Devletleri Teşkilatı üzerinden gelişen ilişkileri ve farklı bölgelerde yürüttüğü diplomatik temaslar, ülkenin uluslararası sistemdeki yerini belirleyen unsurlar arasında bulunuyor.
Türk dili ve kültürü, Anadolu’nun tarihî mirası, edebiyatımız, müziğimiz, mutfağımız ve sanatımız da Türkiye’nin dünyayla kurduğu bağların önemli bir parçası.
Türk dünyasıyla ortak kültürel değerlerimiz, sınırların ötesine uzanan tarihî bir yakınlık oluşturuyor. Bu yakınlık, ülkeler arasında eğitimden ekonomiye, kültürden bilime kadar birçok alanda iş birliği geliştirmek için önemli bir imkân sunuyor.
Ancak şunu da unutmamalıyız: Dünyada saygınlık, yalnızca geçmişteki başarılarla kazanılmaz. Bugünün sorunlarına çözüm üretmek, güvenilir kurumlar oluşturmak, bilim ve teknoloji geliştirmek, üretmek ve uluslararası ilişkilerde tutarlı davranmak gerekir.
Türkiye’nin gerçek gücü, tarihî birikimini çağın imkânlarıyla birleştirebilmesinde yatıyor.
Dünyada etkili olmak istiyorsak, önce kendi insanımızın yeteneklerini ortaya çıkaran, gençlerine güven veren ve üretim gücünü artıran bir ülke olmalıyız.
CUMHURİYET’İN GELECEĞİ: GENÇLER, EĞİTİM VE ÜRETİM
Bugün Cumhuriyet’in 103. yılını kutlarken kendimize dürüstçe sormamız gereken sorular var.
Gençlerimiz, yeteneklerini ülkelerinde geliştirebilecekleri imkânlara sahip mi? Eğitim sistemimiz çocuklarımızı yalnızca sınavlara değil, hayata hazırlıyor mu? Bilim insanlarımızın, mühendislerimizin, sanatçılarımızın ve girişimcilerimizin önünü yeterince açabiliyor muyuz?
Üretimde, teknolojide ve bilimsel araştırmalarda dünya ile rekabet edebiliyor muyuz? Çalışanlarımızın emeğinin karşılığını alabildiği, emeklilerimizin insanca yaşayabildiği, çocukların yoksulluk nedeniyle eğitimden uzaklaşmadığı bir toplumsal düzeni güçlendirebiliyor muyuz?
Cumhuriyet’in geleceği bu sorulara vereceğimiz cevaplarla yakından ilgilidir.
Bir ülkenin büyüklüğü yalnızca ekonomik göstergelerle ölçülemez. O ülkenin çocuklarına sunduğu fırsatlar, vatandaşlarına sağladığı adalet, kadınların toplumdaki yeri, düşünce ve ifade özgürlüğü, bilimsel üretimi ve toplumsal dayanışması da önemlidir.
Cumhuriyet, doğuştan gelen ayrıcalıkların değil, yurttaşlık haklarının temel alındığı bir yönetim anlayışıdır. Bu anlayışın güçlenmesi, herkesin hukuk önünde eşit olduğu ve yeteneğiyle ilerleyebildiği bir toplum oluşturmakla mümkündür.
Gençlerimize yalnızca geçmişin kahramanlık hikâyelerini anlatmak yetmez. Onlara geleceği kurabilecekleri eğitim, özgürlük, güven ve üretim ortamını da sunmalıyız.
Çünkü Cumhuriyet’in yarınları, bugünün çocuklarının ve gençlerinin ellerinde şekillenecek.
29 EKİM: YARIN SADECE BAYRAM DEĞİL, ORTAK HAFIZAMIZI YENİLEME GÜNÜ
Yarın, 29 Ekim Perşembe günü, Cumhuriyet’in 103. yıl dönümü Türkiye’nin dört bir yanında törenlerle ve çeşitli etkinliklerle kutlanacak.
Anıtkabir’de yapılacak anma ve resmî törenlerden şehir meydanlarındaki kutlamalara, okullardaki gösterilerden konserlere kadar pek çok etkinlikte milyonlarca insan Cumhuriyet Bayramı’nın coşkusunu paylaşacak.
Bu yılki kutlamalar, Türkiye’nin kültürel bağlarını ve uluslararası ilişkilerini de görünür kılan etkinliklere sahne olacak. Türk dünyasından sanatçıların Ankara’daki Cumhuriyet Bayramı programlarında bir araya gelmesi, ortak kültürel mirasımızın yeni kuşaklara ve dünyaya aktarılması bakımından anlam taşıyor.
İstanbul Boğazı’nda düzenlenecek Cumhuriyet Kupası yelken yarışları da 29 Ekim coşkusunu denizle buluşturacak. Farklı takımlardan sporcuların katılımıyla gerçekleşecek organizasyon, Cumhuriyet Bayramı’nın spor ve uluslararası buluşmalar aracılığıyla da kutlanacağını gösteriyor.
Yarın dalgalanacak her bayrak, çalınacak her marş ve söylenecek her Cumhuriyet şarkısı, geçmişle bugün arasında kurulan ortak hafızanın bir parçası olacak.
Ancak kutlamaların anlamını yalnızca törenlerin büyüklüğüyle ölçmemeliyiz.
Bayram günü meydanlarda yaşadığımız birlik duygusunu, ertesi gün de sürdürebilmeliyiz. Farklı düşüncelere sahip vatandaşların birbirinin hakkına saygı duyduğu, ortak sorunların konuşulabildiği, çocukların geleceğe güvenle baktığı bir Türkiye için çaba göstermeliyiz.
Cumhuriyet’in birleştirici gücü, herkesi aynı düşünmeye zorlamakta değil; farklılıklarımıza rağmen ortak bir gelecek kurabilmemizde saklıdır.
GEÇMİŞE SAYGI, GELECEĞE CESARET
103 yıllık Cumhuriyet tarihimiz, bir milletin neleri başarabileceğini gösteren büyük bir deneyimdir. Fakat bu tarih, gelecek kuşakların önüne konulmuş bir gurur tablosundan ibaret değildir.
Aynı zamanda bir sorumluluk belgesidir.
Atatürk ve silah arkadaşları, bağımsız bir ülke bırakmak için mücadele etti. Cumhuriyet’i kuran kuşaklar, sınırlı imkânlarla yeni bir devletin temellerini attı. Sonraki kuşaklar ise bu devleti büyütmek, geliştirmek ve dünyadaki değişime uyum sağlamak için çalıştı.
Bugün bizim görevimiz, geçmişi kutsal bir hatıraya dönüştürüp geleceği ihmal etmek değildir.
Geçmişimizin başarılarından güç alarak eksiklerimizi görmek, yanlışlarımızdan ders çıkarmak ve çocuklarımıza daha güçlü bir ülke bırakmaktır.
Cumhuriyet’i korumak, onu yalnızca sözlerle savunmak değil; kurumlarını, hukukunu, eğitimini, üretimini ve toplumsal dayanışmasını güçlendirmektir.
Dünya hızla değişiyor. Yapay zekâ, bilim, teknoloji, enerji ve küresel rekabet yeni bir çağın şartlarını belirliyor. Türkiye’nin bu çağda etkili bir ülke olabilmesi, geçmişten aldığı güç kadar geleceğe ne ölçüde hazırlandığına da bağlı.
Türk milleti, tarih boyunca zorlu dönemlerden geçti. Bugün de önünde aşılması gereken ekonomik, sosyal ve teknolojik sorunlar bulunuyor. Bu sorunların üstesinden gelmenin yolu, aklı, bilimi, üretimi, adaleti ve ortak sorumluluk bilincini güçlendirmekten geçiyor.
CUMHURİYET 103 YAŞINDA: YAŞASIN CUMHURİYET!
Yarın 29 Ekim…
Bir kez daha ay yıldızlı bayrağımızı gururla taşıyacağız. İstiklal Marşı’mızı hep bir ağızdan söyleyeceğiz. Cumhuriyet’in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü, Millî Mücadele kahramanlarını ve bağımsızlık uğruna hayatını kaybeden bütün şehitlerimizi saygı ve minnetle anacağız.
Ama bu yıl, kendimize bir söz daha verelim.
Çocuklarımızın daha iyi eğitim aldığı, gençlerimizin hayallerini gerçekleştirebildiği, hukukun üstünlüğünün korunduğu, emeğin değer gördüğü, bilimin ve üretimin güçlendiği bir Türkiye için çalışalım.
Birbirimizi farklılıklarımız üzerinden ayrıştırmak yerine, ortak geleceğimiz etrafında buluşmanın yollarını arayalım.
Türkiye’nin dünyadaki saygınlığını yalnızca tarihimizle değil, bugünkü başarılarımızla ve yarın gerçekleştireceklerimizle de büyütelim.
Çünkü Cumhuriyet, bize bırakılmış bir miras olmanın ötesinde, her kuşağın yeniden emek vermesi gereken büyük bir eserdir.
103 yıl önce bir millet, kendi kaderini tayin etme iradesini bütün dünyaya ilan etti.
Bugün bize düşen görev, o iradeyi çağın gerekleriyle buluşturmak ve gelecek kuşaklara daha güçlü bir Cumhuriyet bırakmaktır.
Geçmişimizle gurur duyalım, bugünün sorumluluğunu üstlenelim, geleceğe güvenle yürüyelim.
Cumhuriyetimizin 103. yılı kutlu olsun!
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Cumhuriyetimizi kuranları, Millî Mücadele kahramanlarını ve bütün şehitlerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.
Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti!
Yaşasın millet egemenliği!
29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun!
Murat Aydın
Gazeteci-Yazar
aydınSes Medya Yayın Yönetmeni