HALKÇI EĞİTİM MÜCADELESİ ZORUNLULUKTUR

Ülkemizde uzun bir süredir eğitim, toplumsal mücadele alanının merkezinde bulunuyor. Türkiye gibi rejimi sık sık değişiklik gösteren, yerli yerine oturmamış bir ülke için bu durum çok olağan. Çünkü eğitim bir toplumun kültürünü, zihnini, dolayısıyla siyasi davranışlarını inşa eden en önemli etmenlerden biri.

Kendi sınıf çıkarlarının bilincinde olan her sınıfın bir eğitim anlayışı var. İktidara gelen sınıf, kendinden önceki sınıfların biçimlendirdiği eğitim sistemini şurasından burasından değiştirerek onu kendi sınıfının çıkarlarına koşuyor. Bunu Millî Eğitim Bakanlığının birçok uygulamasından biliyoruz.

Dün olduğu gibi bugün de eğitim üzerinde söz söyleyen, öneride bulunan, proje sunan birçok örgüt ve çevre var. Bu çevrelerin önerdikleri eğitim sistemi halkçı bir eğitim midir? Bunu irdelemekte ve halkçı eğitimin ne olduğunu ortaya koymakta yarar var.

HALKÇI EĞİTİM NEDİR?

Halkçı eğitim, işçi, köylü, kent yoksulları, emekçi kadınlar, gençler gibi tabakalardan oluşan emeği ile geçinenlerin çıkarlarını gözeten eğitim sistemidir.

Halkçı Eğitimi tam olarak bir halk iktidarı uygular. Ancak diğer sınıfların iktidarı da bazı alanlarda halkın çıkarına işler yapabilirler. Çünkü bunlar aynı zamanda kendi sınıflarının da çıkarınadır. Geçmişte birçok kez açılan Okuma-yazma kursları, okulsuz bir yerleşim yerinin bırakılmaması, ders kitaplarının parasız verilmesi, kız çocuklarının eğitimini teşvik etmek bunlardandır. Halk yararına bir uygulamayı, halkçı olmayan bir iktidar da yapar. AKP Hükümetinin ders kitaplarını parasız vermesi bunlardandır. Bu uygulama, eğitimciler tarafından yıllardır dile getirilmiştir ve diğer bazı uygulamaları gibi hükümete oy getiren işlerdendir.

Halkçı Eğitimi savunanların ve savunacak olanların programlarında belli başlı şu sorunlar bulunmalıdır:

EĞİTİMDE FIRSAT EŞİTLİĞİ

Eğitime erişmede ve iyi bir eğitim almada toplum kesimleri arasında gelir dağılımı ve bölge farklarından doğan birçok eşitsizlikler vardır. Okulun fiziki durumu, araç ve gereçler, okula ulaşım, beslenme, üniversiteye hazırlık imkânı… vb. Halkçı eğitimi savunanlar, bu konudaki eşitsizliklerin giderilmesi için durmaksızın bunları gündeme getirecekler, kamuoyunun ve ilgililerin dikkatine sunacaklardır.

PARALI EĞİTİM

Halkçı eğitimi büsbütün ortadan kaldırmaya yönelik uygulamaların başında eğitimi özel ve kamu okulları olarak ikiye ayırmak gelir. Öğrencilerin bir kısmının paralı eğitime devam edip burada daha “iyi” eğitim alması veya bunun iddia edilmesi, en büyük bölücülüktür. Milliyetçi çevreler ve bu arada iktidar uzun yıllar bölücülüğü ülke topraklarının bir kısmını ayırarak burada yeni bir yönetim kurmak olarak anlamış ve anlatmışlardır. Oysa, halkın arasında parası olanın daha iyi bir eğitime hak kazandığı gibi bir algının yaratılması da büyük bir bölücülüktür. Halkçı Eğitim buna ses çıkarmadan yapamaz. Bütün eğitimi devlet üstlenecek, halk da bu eğitimin halkçılık esasına uygunluğu mücadelesi verecektir. Orta ve yüksek gelirli bir kısım halkın çocuklarını devlet eğitiminden “kurtararak” özel okullara vermesi, “gemisini kurtaran kaptandır” anlayışının bir sonucudur. Üstelik bu yolla gemi kurtulamamakta, aksine batmaya doğru gitmektedir.

ANADİLİNİ ÖĞRETMEK

Türkiye’de Kürt sorunu orta edildiğinden beri 35-40 yıldır “Anadilinde Eğitim” talebi, birçok belgede yer almaktadır. Çocukların kendi anadillerini yalnız ailelerinde ve sokakta değil okullarda da öğrenmesi insan hakları, çocuk hakları gibi bütün uluslararası belgelerde yer almıştır. Türkiye’de anadilleri Türkçe olmayan bazı toplulukların, resmî dil Türkçeyi öğrenme zorunluluğu yanında okul hayatının belli bir döneminde seçmeli olarak kendi anadilini de öğrenmesi gerekir. Bu durum Türk mevzuatına girmiştir ve seçmeli Kürtçe dersleri, bunu öğreten öğretmen yetiştirme programları vardır. Buna karşılık bazı çevrelerde bu konu hâlâ meşruiyet kazanamamış görünüyor. Halkçı Eğitim mücadelesi, çocukların kendi dillerini de resmi okulda öğrenmesi talebini yükseltmekten geri duramaz.

YABANCI DİLLE RĞİTİME SON VERİLMESİ

Türkiye’nin “seçkin” sınıflarında ve onların yönettiği devlette Türkçenin eğitim dili olamayacağı gibi bir kanı vardır. Selçuklu ve Osmanlı devletleri zamanında medrese eğitiminin Türkçe değil, Arapça yapılması gibi, Tanzzimat’tan sonra Fransızca, 1950’den sonra da İngilizce (Amerikanca) Türkiye’de en seçkin okulların eğitim dili hâline gelmiştir. Birçok üniversitede bazı bölümler İngilizce eğitim yapmaktadır. Bu uygulamanın uluslararası kapitalizmle uyum hâlinde eleman yetiştirme çabasından ileri geldiği açıktır. Birçok meslek için yabancı dil bilme zorunluluğunu, yabancı dil dersleri ve kurslarında değil de eğitim dilinde aramak büyük bir yanılgıdır. Anadolu Liselerinde yabancı dilden verilen fen derslerinde başarısız olduğu kanıtlanmış ve Türkçeye dönülmüş iken yükseköğretimde ulusal egemenliğe aykırı uygulamadan dönülmemiştir. Halkçı Eğitimciler, bu konuda verecekleri mücadelede kuşkusuz milliyetçilerin de desteğini alacaklardır.

BİLİMSEL EĞİTİM

 Eğitimin bilimsel esaslara uygun olması halkın yararınadır. Bu nedenle Halkçı Eğitim mücadelesini verenlerin sürekli dikkat çekecekleri noktalardan biri de eğitimin bilimsel esaslardan sapmamasıdır. Eğitimde laiklik, bunun en önemli yanıdır. Türkiye’de bugün laik eğitim tamamen sözde kalmıştır. Okullarımızda verilen din eğitimi, dinler ve mezhepler  hakkında bilgi vermek yerine İslam dininin bir mezhebinin öğrenciye aşılanmasından ibarettir. Bunun gibi tarih kitaplarında da milliyetçilik kaygısıyla yanlı, yanlış, başka halklar ve milletlere düşmanlık aşılayan bilgilere yer verilmemelidir. Halkçı Eğitimciler, Laik ve bilimsel eğitim konularında, orta sınıf aydınlarından da destek alarak mücadele edenlerin dairesini genişletme şansına sahiptirler.

Halkçı Eğitim mücadelesi konusuna devam edeceğim. Zira buna şiddetle ihtiyaç olduğu kanısındayım. (Independent Türkçe, 27 Nisan 2026)